Salı , Eylül 27 2022

Recent Posts

boşluk

zaman

anlamın uçurumu

hiçliğin vurgunu ömrüm

sözler

ruhumuzun sesini bastıran dalgalar

yurtsuz yaşamı ıstırap kuşlarının

sesin

içime akan boşluk

sessizliğin dil kafesim

yalnızlık

duru ve serin bir nehir

sevgiyle akmaz yatağında

ah! ne kötü biriyim ben

akıllı rolü yapan bir deli

ateist bir tanrının sözleriyim

hüseyin kaplan

gölgeler

baharın deniz feneri

dilinin bilediği hançer

düşlemin uçsuzluğunda tetiklenen yüreğin

bulut kadar toy

suyun inadınca hırçın

hoyrat bir kentte yabankedisi

bir kenti gölgeler defne ağacı

geceye saplanan yoksul zaman

tarih kan kızıl, ateş yakut

teninde kar kristali

hayal perdesine emanet ömrün

suskunluğu yıkar çaresiz iyilik

zekâyı donduran saltanatı

bu kenti gölgeler leylak sürgünü

zalimlerin lütfudur hoşgörü

beyin vebasının o işkence şehveti

kötülüğün özgürlüğü, ruhuna batan kıymık

mağrur ve yaralı duygusal korsan

ne temsil edersin umumun piyesini

ne de teslim edersin ruhunun şifresini

gölgeler kentin pasını bir ıtır kokusu

hüseyin kaplan

Şiirdendir dedi annem, aldırma…

Gündelik dille konuşur, dertleşir, tartışır, hal hatır sorarız, fakat sözlerimiz bir yerde eksik kalır. Sözcüklerin anlam yükü, söz dizimlerinin yıpranmış dalları üstünde yinelendikçe etki gücünü yitirir. Bir derdi olan insanın, değişen insanın, kendi gerçeklerini, duygularını ifade etmesinde gündelik dilin sınırları yetersiz kalır. Şiir burada can suyumuz olur. Şair dilinin sözcüklerine, dizeleriyle yeni anlamlar, çağdaş yorumlar katar. Değişen bir toplum, öncü, yeni ve özgün şairlerini anladığı ölçüde içinde yaşadığı çağı anlayan bir toplum olur. Dolayısıyla şiir, toplumun dilini, duyarlılığını ve zihnini diri tutan sanattır.

Şiir değiştirir insanı. Bir şiiri okumadan önce başka, okuduktan sonra başka bir insanız. Çok sevdiğiniz, sizi sarhoşa çeviren şiirlerle ilk karşılaşmalarınızı düşünün. Defalarca okumak, ezberlemek, yakınlarınıza dinletmek, sevdiklerinizle paylaşmak, birlikte tatmak istediğiniz bir şaraptır o anda şiir. Yaşama sevinciniz artmıştır. Sokaklarda dolaşmak, geç saatlerde de olsa tanıdıklarınızı, dostlarınızı bulmak istersiniz. Bir coşku, bir sevinçtir yaşamınıza katılan.

Şiirin size verdiği çoşkunun nedeni, duyarlılığınızı bir estetik ifadeye dönüştürmesi, kendinizde varsaydığınız düşünce ve duyguları çözümlemesidir. Diliniz çözümlenmiştir şiirle. Belki de ilk kez, size farkında olmadığınız bir insani sorunu duyumsatan şiirle, eskiyen parçalarınızı söküp atarak onun yerini alan ve sizi yenileyen, katkıda bulunan şiirle artık değişmiş, zenginleşmiştir hayatınız. Bir şiiri her okuduğunuzda artık yeni birisiniz ve o şiir de her seferinde yeni bir şiirdir. Güzel ve güçlü bir şiiri iki defa okuyamazsınız, her girdiğimizde değişen ve bizi yenileyen bir ırmaktır o.

Hüseyin Kaplan

azrail tebessümü

köpek balıkları okyanusunda gamsız cehalet

tehlikesiz düşünce yaşamla ölüm köprüsünde

tutkusuz geleceksiz bize yakışmayan bu hayat

soğuk savaş artığı biçare çağımızda

vaziyete hâkim, hayallere cellât

kaybolmuş vicdandır devlet

ruhsal cüceliğin kitleleriyle sarhoş mutluluk

refah toplumu kısırlığı ve intihar sızıntısı

paslı bir bıçaktır düşmanlık

kanatır düşlerimizi

güvenli bir yüzeysellik çağında

halkın afyonu laisizm

çok yaşasın dinimiz

kavramsız görülerin körlüğü ve ahmaklığın bilimi

zekâsı kadar sorumlu herkes hayattan

zekâsı kadar sorunlu

aslolan şizofrenisi mi hayatın?

kötülüğün özgürlüğü iblisin köpekleri

ölümün ünvanları yoktur, hayatın telafisi.

yıkılır bu çark-ı devran, evrenin belleği zamanda

çaresiz iyilikler büyür, devrilir soylu budalalıklar

hüseyin kaplan

ıstıraplar simyası

yanlışların oluşturduğu bir düzlemin

doğrular üzerinde asimilasyonu yaşadığımız

normal insanlar sayesinde anormalleşmiş bir yaşam

sahte ve abartılı gayretkeşlik, umutsuzca mücadele

sorumluluk ve özgürlükten kaçışımız

dünyaya yakışmayan insan, insana yakışmayan dünya

ideoloji çadırında bilişsel konformizm

nasırlaşmış bilinçlerin avareliği

acı duymama adına iptal edilen hazlar

risk içermeyen garantinin coşkuları ve tutkuları yok edişi

sonuçta uykuyu ya da ölümü yeğlemeli mi?

yaşamları sanatsal olmayanların

sanatlarının yaşamsal olmayışı

morgda felsefî bir ceset, ilerlemenin bilimi

sürdürülebilir kalkınma, yitirilmiş gökyüzü

felsefesiz siyaset, siyasetsiz felsefe

şiir, ‘ıstıraplar ansiklopedisi’nin bir sözcüğü

etik, çekecek tetik bulamayanların sığındığı bir yer mi?

bağımlılığın sıkıcı rahatlığından

özgürlüğün zorlayıcı sorumluluğuna geçmenin erdemi

kendi sesine sağırlar işitmezler başkalarının sesini

insanlığı çöplükten çıkarmalı

insanın içindeki çöplüğü nasıl çıkarmalı?

hüseyin kaplan

ŞİİR BİR BELÂ

Şiir, kötülüklerin belâsıdır. Kötüler şiiri sevmez, uygarlık tarihi boyunca otoriteyi temsil edenler kitleleri şiirden uzak tutmaya çabaladılar. Bu nedenle şairlerle egemen güçler hiç bir zaman anlaşamadılar (Yesenin, Mayakovsky, Yevtuşenko vd). Boyun eğmeyen şairler lanetlendiler, kurşuna dizildiler (Lorca), darağacında asıldılar (Pir Sultan), sürgünlere gönderildiler, hapislerde çürütüldüler (A. Arif, R. Ilgaz, Nazım vd).

 

Eğer bugün ülkemizde okur kitlesinin ezici çoğunluğu şiire sırtını dönüyor, “anlamadığını” söylüyorsa, otoritenin çizdiği sınırların dışına çıkamayan zihinlere sahip oluşlarından dolayıdır. Egemen güçler şiiri bu denli “sakıncalı” görmeseydi eğer, okur kitlesi ve yayıncılar şairlere karşı bu kadar hoyrat ve nankör olabilirler miydi? Medya dört bir koldan “Roman okuyun, roman okuyun” diyor ama reklamları yapılan, övgüler dizilen, tavsiye edilenler edebiyattan başka her şeye benzemekteler.

 

Örneğin, sinema ve tiyatro çevresi her sıkıntıya düştükleri anda devleti sanata sahip çıkmaya çağırır. Pekâla, “Devlet edebiyata sahip çıksın, ödüller-ödenekler dağıtsın, sponsorluk yapsın, kalem erbaplarını maaşa bağlasın, yayın evlerini sübvanse etsin, faizsiz krediler versin” diyebilir miyiz? Eğer bunlar söylenirse aynı çevre tarafından yuhalanmaz mı şairler, yazarlar?

 

Bir halkın dilini, onurunu, kavgasını yüklenen şiirdir. Bugün Türkçe varsa Yunus Emre ile başlayan bir geleneğe, bir soy ağacına borçluyuz. Bunlara kafa yormayanlar, hiç bir şeye kafa yormasınlar gayrı, futbolla/magazinle ilgilensinler.

 

Malum bir de “Türkü seviciler” var, “Türkülerimize sahip çıkalım” diyen, fakat müziği eğlence olarak görenler, şiir sanatı olmazsa türkülerin de olamayacağına akıl erdiremeyenler. Bunlar da şiiri sevdiğini söyleyen -ama çerez olarak gören- tahammül ötesi kimseler olup, tam da otoritenin istediği modelde insanlardır.

 

Eğitim sistemi, akademik çevre, yayın ve kültür politikaları, medya sektörü, hatta sanat ve edebiyat dünyası dahi şiirin düşmanıdır bu ülkede. O halde, güçlünün elinde oyuncak olmayan, manupüle edilemeyen tek alan şiirdir. Ancak onurluların halkın onurunu koruyacağının ispatıdır bu. Bu minvalde herkes kendini gözden geçirmeli diyorum.

 

Tüm ideolojik aygıtları; medyayı, hukuku, siyaseti, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi, tarihi, dil bilimi, mühendislik dallarını, iletişim kanallarını yanına almasına rağmen, egemenlerin yalnızca şiire gücü yetmiyor. Şiir, cüceler ülkesinde Gulliver’dir.

 

Hüseyin Kaplan

ölümsüz hiçlik

hayat, ölümün metaforu

var eden ve yok eden yangın

boşluğun saydam yansıması

unutulan yarın, suyun çıplaklığı

güzelliğin tek cesedi gövden

gerçek dışılığa dokunan dram

yaratılışın ebedi tuzağında

kül bulutuna hapsolan tenin

dünyanın sınırında ıssız bir evde

suskun bir düşünür, trajik diyalektik

bulutların okşadığı eflatun denizim

kusursuz hiçliğin huzursuz imgesi

varoluşun tesellisi dünyanın arzulu konuğu

defneler sana esiyor, iğdeler, ıhlamurlar

ve hiçe indirgenen inkârın imkânsızlığı

sözün belleğiyim, lanetli bir ateş

esrarın esrarı öznel uçurumum

hayattan ayıran o acı lezzet, ruh kamaşması

hiçliğe uçtu kuşlar, güzel bir sonsuzluğa

muammanın zehri bu ölüm buharı

yanılgımın bilincindeyim, inanılmazın rüzgârı

hüseyin kaplan